Boşanma Tazminat Nafaka

T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu

E:2006/2-488
K:2006/480
T:28.06.2006

4721 s. Yasa m. 166

Taraflar arasındaki “boşanma, tazminat, nafaka” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Şanlıurfa Aile Mahkemesi’nce davanın reddine dair verilen 26.01.2005 gün ve 2004/428 E., 2005/34 K. sayılı kararın incelenmesi davalı-karşı davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 30.6.2005 gün ve 2005/8078-10403 sayılı ilamı ile;
( … Davalı-karşı davacı kadının davası Türk Medeni Kanunu’nun 166/son maddesini de içermektedir. Delillerin bu çerçevede değerlendirilerek sonucu uyarınca karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır… ),
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
KARAR : Dava, boşanma; karşılık dava boşanma, maddi ve manevi tazminat ile nafaka istemine ilişkindir.
Davacı koca, davalı ile evli olduklarını ancak 4 yıldan beri ayrı yaşadıklarını ileri sürerek boşanmalarına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı-karşı davacı kadın, taraflar arasında daha önce görülen boşanma davasından sonra bir araya gelmediklerini, evlilik birliğinin sona ermesinde tüm kusurun erkekte olduğunu ileri sürerek, boşanmalarına, maddi ve manevi tazminat ile nafakaya karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece; verilen kesin süre içerisinde bir araya gelmediklerine ilişkin taraflarca bir delil sunulmaması nedeni ile, her iki davanın da ispatlanamadığından reddine karar verilmiştir.
Özel dairece; yukarıda açıklanan nedenlerle karar bozulmuş, yerel mahkeme, tarafların ikrarlarının mahkemeyi bağlamayacağı gerekçesi ile ilk hükümde direnmiştir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 166/son maddesine göre; “Boşanma sebeplerinin herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi halinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.”
Medeni Kanun’un uygulanmasında, davanın kabul edilebilmesi için yasanın amaçladıgı üzere üç yılı aşan bir süre içinde muşterek hayatın kurulamaması, fiili ayrılık vakıasının gerçekleşmis olması gerekir.
Temyıze konu davadan once acılıp görülen ve redle sonuçlanan Şanlıurfa 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 11.09.2000 gün ve 2000/175-984 sayılı boşanma dosyası celp edilmiştir. Yapılan incelemede hükmün 15.04.2001 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Görülmekte olan dava ise 22.04.2004 tarihinde, karşılık dava ise 19.07.2004 tarihinde açılmıştır.
Davacı koca, daha önce görülen boşanma davasının kesinleşmesinden önceki bir tarihten başlatarak dört yıldır fiilen ayrı yaşadıklarını dava dilekçesinde beyan etmiş, davalı kadın da aynı maddi vakıayı karşı dava dilekçesinde tekrarlamış olduğu gibi, taraflar yargılama sırasında da bu beyanlarını yinelemişlerdir.
Hemen vurgulayalım ki, evlilik bir ortak yaşama duygu ve arzusuna bağlı olup; hayatın birlikte yaşanması ve paylaşılması amacını güder. Ortada hiçbir zorunluluk bulunmamasına rağmen, birlikte olmayı arzulamadıkları için eşler fiilen ayrı yaşıyorlarsa, o evliliğin sözü edilen amaç ve anlamının kalmadığının kabulü gerekir.
Diğer bir anlatımla; birlikte yaşanmayan ve şekli bir evlilikten ote gitmeyen evliliğin, gerçek anlamda evlilik olmayacağı, bu durumun eslerden ayrı topluma da bir yarar sağlamayacagı çok acıktır. Turk Medeni Kanunu’nun 166/son maddesı bu sosyal sorunu çözümsüz bırakmamak suretiyle, Türk boşanma hukukunda önemli bir sıkıntıyı gidermiştir. Bu nedenle anılan maddeyi açıklanan amaç ve yaşanan gerçekler yönünde ve özüne uygun bir biçimde yorumlamak gerekir.
Hal böyle olunca, dosyaya celbedilip incelenen, taraflar arasında daha önce görülüp kesinleşen boşanma dosyası içeriği ve fiili ayrılık vakıasına ilişkin olarak, davacı karşı davalı erkek ve davalı -karşı davacı kadının aksi kanıtlanamayan beyanları karşısında, artık olayda Medeni Kanun’un 166/son maddesinde öngörülen koşullarının gerçekleştiğinin kabulü gerekir. ( Aynı ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 11.10.1995 gün ve 1995/2-605-795 sayılı ilamında da aynen benimsenmiştir. )
Öyle ise Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen özel daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ : Davalı-karşı davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının özel daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 28.06.2006 gününde oyçokluğu ile karar verildi.