Boşanma Kişisel Malların Durumu

T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu

E:2006/13-742
K:2006/743
T:22.11.2006

Taraflar arasındaki “eşya iadesi-alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 26.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 01.02.2005 gün ve 2004/452-2005/21 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13.Hukuk Dairesinin 09.02.2006 gün ve 2005/15327-2006/1503 sayılı ilamı ile; (…Davacı, eşi olan davalının kendisi doktora götürme bahanesi ile evden uzaklaştırıp evdeki eşyalarını ve altınlarını alıp gittiğini, aralarındaki boşanma sürerek şahsi ve özel eşyaları olmadığı takdirde dava tarihi itibariyle değerinin tahsilini istemiştir.
Davalı istenen çeyiz eşyalarını iadeye hazır olduğunu, diğer ev eşyalarının kendisine ait olduğunu, altınların davacıda kaldığını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın 2.631.500.000 TL değerindeki eşyalar yönünden kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1 -Davacı, evlilik birliği sırasında edinilen şahsi ve çeyiz eşyaları ile altınlarının davalıda kaldığını, boşanma davasının derdest olduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmış, dosya incelendiğinde tarafların yargılama aşamasında Ankara 27.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2001/295 esas, 2002/349 karar sayılı ve 06.05.2002 tarihli kararı ile boşanmalarına karar verildiği, kararın 22.01.2003 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Taraflar arasındaki evlilik birliğinin dava tarihi itibariyle sürdüğü ve açılan davanın bu niteliği itibariyle evlilik birliği içinde edinilmiş malların tasfiyesine yönelik olduğu anlaşıldığından davaya bakmakla, görevli olan mahkeme Aile Mahkemesidir. Görevle ilgili hususlar resen gözetileceğinden; mahkemece Aile Mahkemesinin görevli olduğuna dayanılarak görevsizlik kararı verilmesi gerekirken işin esası incelenip, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
2-Bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
TEMYİZ EDEN : Davalı vekili
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, eşya iadesi olmadığı takdirde bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
Davacı, davalı ile aralarındaki boşanma davasının devam etmekte olduğunu, davalının tüm ev eşyalarını evden kaçırdığını, altınlarına el koyduğunu ileri sürerek bunların iadesine, bu mümkün olmazsa bedellerinin tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, eşyaların bir kısmının kendisine ait olduğunu, davacıya ait olanları teslim etmeye hazır olduğunu beyan etmiştir.
Mahkemece; davanın esasına girilerek, davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine ilişkin olarak kurulan hüküm, Özel Dairece; görev yönünden bozulmuş, mahkeme merci tayini kararından sonra görev yönünden bozma kararı verilemeyeceği gerekçesi ile ilk hükümde direnmiştir.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 25.maddesinde aynen; “Yetkili mahkemenin bir davaya bakmasına fiili veya hukuki bir engel çıktığı veya iki mahkemenin yargısal sınırları kapsamının belirlenmesinde tereddüt edildiği takdirde, yetkili mahkemenin tayininde, ilk derece mahkemeleri için bölge adliye mahkemelerine, bölge adliye mahkemeleri için Yargıtay’a başvurulur.
İki mahkemenin aynı dava hakkında göreve veya yetkiye ilişkin olarak verdikleri kararlar kanun yoluna başvurulmaksızın kesinleştiği takdirde, görevli veya yetkili mahkeme ilgisine göre bölge adliye mahkemesince veya Yargıtay’ca belirlenir.
Bölge adliye mahkemesince veya Yargıtay’ca verilen merci tayini kararları ile kanun yolu incelemesi sonucunda kesinleşen göreve veya yetkiye ilişkin kararlar, davaya ondan sonra bakacak mahkemeyi bağlar.” Denmektedir.
Buna göre; iki mahkemenin aynı dava hakkında ayrı ayrı görevsizlik kararı vermiş olmaları ve bu görevsizlik kararlarının temyiz edilmeksizin kesinleşmiş olması halinde, iki mahkeme arasında olumsuz görev uyuşmazlığı çıkmış olur.Bu durumda uyuşmazlığın giderilmesi için merci tayini yoluna başvurulur.
Buradaki görev uyuşmazlığı adli yargıya dahil adliye mahkemeleri arasındakilerdir.Adliye mahkemeleri ile diğer yargı kollarındaki mahkemeler, örneğin idare mahkemeleri arasındaki uyuşmazlık, teknik anlamda bir görev uyuşmazlığı olmayıp, yargı yolu uyuşmazlığıdır.Bu yargı yolu uyuşmazlığı bölge adliye mahkemesi yada Yargıtay tarafından değil, uyuşmazlık mahkemesince çözümlenir.
Bir mahkemenin verdiği görevsizlik kararı temyiz edilmeksizin kesinleşmiş ise, bu görevsizlik kararı, dosyanın gönderildiği mahkemeyi bağlamaz. Bu mahkeme de kendisinin görevli olmadığına ve ilk mahkemenin görevli olduğuna karar verebilir.İkinci görevsizlik kararı da temyiz edilmeksizin kesinleşirse, hukuk mahkemeleri yönünden görevli mahkeme merci tayini yolu ile (bölge adliye mahkemeleri henüz kurulmadığından) Yargıtay 20.Hukuk Dairesi tarafından kesin olarak belirlenir. Bu yargı yeri belirlenmesi kararı davaya daha sonra bakacak olan tüm mahkemeleri bağlar.
Buna karşılık, ikinci görevsizlik kararına karşı temyiz yoluna başvurulmuş ve Yargıtay ikinci görevsizlik kararını onamış ise, ikinci görevsizlik kararında görevli olarak gösterilen mahkeme bu kararla bağlıdır.
İkinci halde yani sonraki mahkemenin verdiği görevsizlik kararının Yargıtay’ca bozulması ve ikinci mahkemenin bu bozmaya uyması halinde bu mahkeme davayı görmeye devam eder.Yani artık görevsizlik kararı veremez. (Prof.Dr.Baki Kuru Hukuk Muhakemeleri Usulü 6.Baskı 2001. C.l s.659 vd.)
Somut olayda, dava Asliye Hukuk Mahkemesine açılmıştır.Asliye Hukuk Mahkemesince M787 sayılı Kanun uyarınca Aile Mahkemesi kurulduğundan ve davaya bakma görevi Aile Mahkemesine ait olduğundan” görevsizlik kararı verilerek dosyanın Aile Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.Aile Mahkemesince, “davaya konu eşyaların edinme tarihinin 1.1.2002 tarihinden önce olduğu ve bu durumda davaya genel hükümlere göre Asliye Hukuk Mahkemesinde bakılması gerektiği” gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiştir. Bu ikinci görevsizlik kararda temyiz edilmeksizin kesinleşmiş ve dosya yargı yerinin belirlenmesi amacı ile, Yargıtay 20.Hukuk Dairesine gönderilmiştir. 20.Hukuk Dairesi Aile Mahkemesinin verdiği görevsizlik kararını doğru bularak davanın Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiğine karar vermiştir.
Merci tayini kararı ile dosya kendisine intikal eden Asliye Hukuk Mahkemesi davanın esasına girerek davayı sonuçlandırmıştır.Kararın temyizi üzere dosya Yargıtay 13.Hukuk Dairesinin önüne gelmiştir. 13.Hukuk Dairesince daha önce merci tayini kararı olmasına rağmen, davaya bakma görevinin Aile Mahkemesinin olduğu belirtilerek Asliye Hukuk Mahkemesinin kararı görev yönünden bozulmuş, Asliye Hukuk Mahkemesi ise, merci tayini kararından sonra görev yönünden bozma yapılamayacağı, merci tayini kararının bağlayıcı olduğu gerekçesi ile ilk hükmünde direnmiştir.
Yukarıda açıklandığı üzere merci tayini kararları kesin olup, aleyhine karar düzeltme yoluna gidilemez. Bu karar davaya daha sonra bakacak yerel mahkemeleri olduğu gibi Yargıtay Dairelerini de bağlar. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 10.6.1942 gün ve 1942/26-16 sayılı ilamı) Hal böyle olunca, yerel mahkemenin merci tayini kararından sonra artık Yargıtay’ın göreve ilişkin bozma yapamayacağı yönündeki direnme kararı doğrudur.
Bununla birlikte işin esasına yönelik davalı vekilinin temyiz itirazları Özel Dairece incelenmediğinden, dosyanın Dairesine gönderilmesi gerekir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, mahkemenin göreve ilişkin direnme kararı doğru olmakla birlikte, işin esasına yönelik davalı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Yargıtay 13.Hukuk Dairesine gönderilmesine, 22.11.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.