Boşanma Davası Tebligat

T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu

E:2005/2-772
K:2006/17
T:25.01.2006

TEBLİGATIN GEÇERLİ OLMASI
TEMYİZ SÜRESİ

7201 s. Yasa m. 21

Taraflar arasındaki “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; (Küçükçekmece Birinci Aile Mahkemesince davanın kabulüne sair verilen 06.07.2004 gün ve 2732-2146 sayılı kararın incelenmesi davalı tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay İkinci Hukuk Dairesinin 08.03.2005 gün ve 2504-3501 sayılı ilamı ile;
{…1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre sair temyiz itirazları yersizdir.
2-Toplanan delillerden davacı kadının çalıştığı, sürekli ve düzenli gelirinin bulunduğu anlaşılmıştır. Türk Medeni Kanununun 175. maddesi koşulları oluşmamıştır. Davacı kadının yoksulluk nafakası isteminin reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır…)
Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Temyiz eden: Davalı
Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek, dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı boşanma istemine ilişkindir.
A- DAVACININ İSTEMİNİN ÖZETİ:
Davacı vekili; taraflann 1993 yılından beri evli olup, davalının tutarsız davranışları ve müvekkiline şiddet uygulaması nedeniyle son üç yıldır anlaşamadıklarını ileri sürerek; tarafların boşanmasına, müşterek çocuğun velayetinin davacı anneye verilmesine, davacı için tedbir ve yoksulluk nafakasına hükmedilmesini istemiştir.
B- DAVALININ CEVABI:
Davalı duruşmada; iddiaların asılsız olup, gerçeklerin davacı tarafından saptırıldığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C-YEREL MAHKEME KARARININ ÖZETİ:
Yerel Mahkeme; “davalının kusurlu davranışları sebebiyle evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı, davacı kadının sürekli ve düzenli bir gelirinin de bulun madığının anlaşıldığı” gerekçesiyle, “davanın kabulü ile taraflann boşanmalanna, müşterek çocuğun velayetinin davacı anneye verilmesine” karar vermiş;
ayrıca müşterek çocuk yararına iştirak nafakasına, davacı kadın yararına yoksulluk nafakasına hükmetmiştir.
D- TEMYİZ EVRESİ, BOZMA VE DİRENME:
Davalı tarafından temyiz edilen karar, özel Daire’ce yukanda yazılı gerekçeyle bozulmuş; Yerel Mahkeme önceki gerekçesini tekrarla direnme karan vermiş; direnme kararını davalı temyiz etmiştir.
E- ÖN SORUN:
Hukuk Genel Kurulu’ndaki görüşme sırasında, işin esasına geçilmeden önce, direnme kararını 14.10.2005 tarihinde temyiz eden davalıya, 20.09.2005 tarihinde yapılan tebligatın usulüne uygun olup olmadığı; buna bağlı olarak davalının, yasal temyiz süresini geçirip geçirmediği, ön sorun olarak incelenmiştir.
öncelikle ifade edilmelidir ki; tebliğ ile ilgili 7201 sayılı Kanun ve Tüzük hükümleri tamamen şeklidir. Gerek tebliğ işlemi ve gerekse tebliğ tarihi, Kanun ve Tüzükte emredilen şekillerle ispat olunabilir. Anılan Kanun ve Tüzüğün bu konuda etkili önlemler almış olmasının tek amacı, tebliğin muhatabına ulaşmasını ve onun tarafından kabul edilmesini sağlamaktır.
Şu hale göre; yazılı tebligat, bir davaya ilişkin işlemleri o davayla ilgili kişilere bildirmek için, mahkemelerce Kanuna uygun biçimde yapılan bir belgelendirme işlemidir. Dolayısıyla, Kanun ve Tüzük hükümlerinin en küçük ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur.
Dosyada bulunan tebliğ belgesinin arkasındaki yazıdan, direnme kararının davalıya 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 21. maddesi uygulanmak suretiyle tebliğ edilmek istenildiği anlaşılmaktadır.
7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun “Tebliğ imkânsızlığı ve tebellüğden imtina” başlıklı 21. maddesinde; “Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir ve memuruna imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukca en yakın komşulanndan birine, varsa yonetici veya kapıcıya da bildirilir. İhbarnamenin kapıya yapıştınldığı tarih, teblig tarihi sayılır.” hükmü yer almaktadır. Madde bu haliyle iki hali birlikte duzenlemistir. Bunlardan ilkı “adreste bulunmama”, diğeri ise “tebellüğden imtina”dır.
Muhatabın adreste bulunmaması halinde tebliğ memurunun ne şekilde davranması gerektiğini düzenleyen Tebligat Tüzüğünün 28. maddesinin birinci fıkrasında; “Muhatap veya adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiçbiri gösterilen adreste bulunmazsa, tebliğ memurunun adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar kurulu veya meclisi üyeleri, zabıta amir ve memurlarından tahkik ederek beyanlannı tebliğ tutanağına yazıp altını imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde de bu durumu yazarak kendisinin imzalaması gerekir.” hükmü öngörülmüştür.
Burada Tüzüğün 28. maddesi, tebliğ memuruna ilgilinin neden adreste bulunmadığını “tahkik etme” görevini yüklemiştir. Buna göre tebliğ memuru tahkik etmekle kalmayıp, buna tevsike yönelik olarak yaptığı tahkikatın sonucunu tebliğ evrakına yazacak ve maddede açıkça belirtildiği üzere ilgilisine imzalatacaktır. Ancak bu şekilde yapılan işlemin usulüne uygun olup olmadığı, Hâkim tarafından denetlenebilir.
Muhatabın tebliğ adresinde ikamet etmekle birlikte, kısa ya da uzun süreli ve geçici olarak adreste bulunmadığının, tevziat saatlerinden sonra geleceğinin beyan ve bunun tevsik edilmesi halinde ancak; maddede sayılanlardan, örneğin muhtara imza karşılığı tebliğ edilip, 2 numaralı fişin kapıya yapıştırılması ve komşunun durumdan haberdar edilmesi işlemlerine geçilebilecektir.
Tahkikatta muhatabın adresten kesin olarak ayrıldığının ya da öldüğünün tespiti halinde ise Tüzüğün 28. maddesinin 2., 3., 4. fıkraları gereğince işlem yapılacaktır.
Bu itibarla; Tüzüğün 28. maddesinde öngörülen şekilde ve maddede belirtilen kişilere sorularak imzaları da alınmak suretiyle, şayet imzadan çekinmeleri halinde bu husus da belirtilerek; muhatabın adreste geçici olarak bulunmama sebebi ve tevziat saatlerinden sonra geleceği “tevsik edilmeden”, Tebligat Kanunu’nun 21. maddesine göre yapılan tebligat işlemi gecersizdir. Zira bu belgeleme işlemi, devamı islemleri belirlemesi yanında muamelenin doğru olup olmadığına karar verilmesi yönunden yardımcı olacak ve tebliği isteyen makam ve Hâkimin denetimini saglayacaktır.
21. maddeye gore yapılan teblıgatlarda tebliğ tarihi, maddenin son cümlesinde açıkça belirtildiği üzere, iki numaralı fişin yani ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarihtir. Tebliğ tarihinin bu şekilde belirlenmesi ve geçerli sayılabilmesi, tebliğ memurunun yukarıda açıklanan araştırmayı mutlaka yapmasına ve belgelemesine bağlıdır.
Nitekim aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulu’nun 13.10.1965 gün ve E:2/793 K:366, 16.09.1981 gün ve E:7/2371 K:604, 29.12.1993 gün ve E:18/778 K:876, 08.10.1997 gün ve E:2/499 K:783 ve 02.06.1999 gün E:1999/18-480 K:1999/486 sayılı kararlarında da istikrarlı bir biçimde benimsenmiştir.
Tüm açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; direnme kararının tebliğ belgesinde, “Muhatabın tebliğ adresine gidildi. Tevziat saatlerinde adreste tebliğe haiz kimse bulunamadığından muhatabın işe gittiği aynı binada komşusu Zülfü tarafından beyan edilmesi üzerine tebliğ evrakı ilgili G… mahalle muhtarına tebliğ edilerek tebliğ adresine 2 nolu haber kâğıdı yapıştırıldı, komşusu Zülfü’ye haber verildi. Komşusu imzadan imtina etmiştir.” denilmiş ve tebliğ memurunca imzalanmıştır.
Görüldüğü gibi tebliğ memuru, davalının gösterilen adreste geçici ve kısa süreli bulunmama sebebini aynı binada oturan komşusu Zülfü’den soruşturarak, “davalının işe gittiği” yönündeki beyanını tebliğ belgesine yazmış, beyanı yapanın imzadan çekinmesi nedeniyle bu ciheti de şerh ve kendi imzası ile tasdik ettikten sonra; direnme kararını muhtara tebliğ ve 2 nolu fişin kapıya yapıştırılması işlemlerini tamamlamıştır.
Böylece, Tebligat Tüzüğü’nün 28. maddesinin birinci fıkrası hükmü aynen yerine getirilmekle; direnme kararının davalıya tebliğ işlemi, Kanun ve Tüzük hükmüne uygun yapılmıştır. İhbarnamenin kapıya yapıştınldığı 20.09.2005 tarihi, ilamın davalıya tebliğ tarihidir.
F- ULAŞILAN ÇÖZÜM:
Hal böyle olunca; 20.09.2005 tebliğ gününden başlayarak, on beş günlük temyiz süresi geçirildikten sonra, 14.10.2005 tarihinde verildiği anlaşılan davalının temyiz dilekçesinin süre yönünden reddi gerekir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenle, davalının temyiz dilekçesinin süre yönünden (REDDİNE), istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 25.01.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.