Boşanma Ev, Malların Kaçırılması, Mal Rejimi Tasviyesi

T.C.
YARGITAY
1. Hukuk Dairesi

E:2006/6466
K:2006/8887
T:19.09.2006

GABİN

Özet: Gabinden söz edebilmek için edimler arasında aşırı oransızlığın yanında; bir tarafın diğer tarafın darda kalma, tecrübesizlik veya düşüncesizlik halinden yararlanması gerekir.

818 s. Yasa m. 21

Taraflar arasında görülen davada;
Davacı vekili, davacının 69 yaşında, cahil bir kimse olduğunu, 6 parsel sayılı taşınmazın 11 nolu bölümünün satışı konusunda dava dışı Sebahattin ile anlaştığını, ancak satışın eşi ile boşanma durumu olması nedeniyle üzerinde mal gözükmemesi için davalı kardeşine yapılmasını istediğini, taşınmazın 22,5 milyara satışının gerçekleştirildiğini, daha sonra söylentiler üzerine pazarlık dışı olan aynı taşınmazdaki 12 nolu dükkanın da satılmış olduğunun öğrenildiğini, davacının cahilliğinden yararlanılarak iradesinin hata ile sakatlandığını, ivazlar arasındaki aşırı dengesizlik nedeniyle işlemin gabin ile de sakat olduğunu ileri sürerek, 12 nolu bölümün tapusunun iptali ile adına tescili isteğinde bulunmuştur.
Davalılar, davanın reddi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, gabin hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.

Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden, toplanan delillerden; davacının, maliki bulunduğu 6 parsel sayılı taşınmazdaki 11 ve 12 nolu bağımsız bölümlerini, 21.08.2003 tarihli akitle 2860 YTL bedelle, davalıya satış yoluyla temlik ettiği görülmektedir.
Davacı, söz konusu temlikte yanılgıya düştüğünü, kandırıldığını ileri sürmüş, ayrıca işlemin gabin ile sakat olduğunu da belirtmiştir.
Mahkemenin gabine dayalı olarak kurduğu hüküm, davacı tarafından gerekçesi bakımından temyiz edilmemiştir.
Bilindiği üzere; sözleşmenin gabin nedeniyle illetli olduğunun kabulü için edim ve karşı edim arasındaki nisbetsizliğin, taraflardan birinin, diğerinin şahsında mevcut özel bir durumu bilerek istismar etmesi, sömürmesi sonucu oluşması gerekir. Dar ve zor durumda kalmaları nedeniyle, sözleşme yapmaya, mallarını çok düşük bedel ile devretmeye sürüklenmiş kişileri korumak, zayıfı güçlüye ezdirmemek için hukukumuzda da düzenlemeler yapılmış, Borçlar Kanunu’nun 21. maddesi ile aynen “bir akitte ivazlar arasında açık bir nisbetsizlik bulunduğu takdirde, eğer gabin mutazarrırın müzayaka halinde bulunmasından veya hiffetinden yahut tecrübesizliğinden istifade suretiyle vukua getirilmiş ise, mutazarrır bir sene zarfında akdi feshettiğini beyan ederek verdiği şeyi geri alabilir” hükmü getirilmiştir.
O halde, gabinden söz edilebilmesi, objektif unsur olan edimler arasındaki aşırı nisbetsizlik yanında bir tarafın darda kalma, tecrübesizlik, düşüncesizlik (hafiflik) hallerinin bulunması, diğer yanın ise yararlanmak, sömürmek kastını taşıması biçiminde iki sübjektif unsurun dahi gerçekleşmesine bağlıdır. Gabinin varlığı zarar görene (sömürülene), sözleşme tarihinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirerek iptal davası açıp iddiasını her türlü delille kanıtlama ve verdiğini geri isteme hakkı verir.
Hemen belirtmek gerekir ki, gabin davasında, öncelikle edimler arasındaki aşırı oransızlık üzerinde durulmalı, objektif unsur ispatlandığı takdirde mutazarrırın kişiliği, yaşı, sağlık durumu, toplumdaki yeri, ekonomik gücü, psikolojik yapısı gibi maddi, manevi yönler yani sübjektif unsur derinliğine araştırılıp incelenmelidir.
Somut olaya gelince; taşınmazın satış bedeli ile gerçek değeri arasında % 50’ye yaklaşan bir fark bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu saptama bakımından gabinin objektif unsurunun davada varlığından söz edilebilir ise de, davacının çekişmeli taşınmaz bakımından kat karşılığı inşaat sözleşmesi düzenlemiş bulunduğu, çekişmeli akitten kısa bir süre sonra başkaca temliki tasarruflara doğrudan katıldığı, işlemler sırasında çocuklarının yanında hazır bulunduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Belirlenen bu olgular birlikte değerlendirildiğinde, davacının hiffetinden, deneyimsizliğinden ve kandırıldığından söz edilebilmesine olanak bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Diğer bir anlatımla, çekişmeli temliki işlemde gabinin sübjektif unsurunun varlığından söz edilemez.
Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davanın kabul edilmiş olması doğru değildir. Davalının temyiz itirazı yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK’nın 428. maddesi gereğince (BOZULMASINA), alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 19.09.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.